Kapının kapanma
sesiyle yarım saattir suskun olan apartman iki saniyeliğine uyandı, Serdar
yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle apartmanı dinledi, çevremizdeki her nesne
konuşuyor diye düşündü, yeter ki dinlemesini bilelim. Bağcıklarını bağlamak
için eğilirken yüzündeki gülümseme memnuniyete dönüştü, ne kadar rahattı
ayakları bu ayakkabının içinde, iyi ki almıştı. Ayağa kalkıp ceplerini yokladı, hepsine ikişer kez baktıktan sonra bisikletin
anahtarını evde unuttuğunu anladı, leyla gibi geziyordu ortada. Kendine engel
olamayıp kıkırdadı biraz, hep aşktandı hep. Ayakkabılarının ayağında olduğunu
kapıyı açtıktan sonra fark etti, ev biraz kirlensin ne olacak sanki diyerek
seke seke odasına doğru yürüdü, anahtar tahmin ettiği yerde, şifonyerin ikinci
gözündeydi. Tek başına duruyordu anahtar sağ alt köşede baksırlara yapışık. Bu
duruş yalnızlığının bitişini hatırlattı Serdar’a, anahtarla aynı kaderi
paylaşıyordu o da eskiden. Eski demek doğru mu olur bilemedi, birkaç saat
olmuştu çünkü henüz. Aynı büyük adımlarla evden çıkıp kapıyı kilitledi.
Merdivenleri inerken Özge’nin dudaklarını düşünüyordu, o dudakların sol yanağına
dokunuşunu hayal etti, yanakları hafif kızarmış ve gözleri kapalı. Sonra da
Özge’nin bakışlarını hayal etti. Nasıl bakardı acaba onu öptükten sonra
gözlerine, aşkla mı yine yoksa aşkla karışık şehvetle mi. Belki sarılır
uyurlardı hatta, salondaki kanepede. Uyumadan da konuşurlardı biraz, aşktan ve
diğer önemsiz şeylerden. Ama en çok aşktan konuşurlardı, diğer her şey gereksiz
geldiği için. Özge’nin sağ yanağı avuçlarında sol yanağı da göğsünde olurdu o
zaman. Belki susarlardı, konuşmak da gereksiz gelirdi diğerleri gibi,
birbirlerinin gözlerine bakarlardı dakikalarca, tıpkı geçen hafta izlediği
filmdeki gibi. Adam hafızasını kaybetmiş sevgilisinin gözlerine bakıyordu bir
metronun ilk durağında, takip etmişti onu ve tam karşısına oturup gözlerini
kadının gözlerine dikmişti. Kadın başta rahatsız olup kaçamak bakışlar atmıştı
adama, ama sonra o da aralıksız bakmaya başlamıştı adamın gözlerine. İneceği
durağa gelince ayağa kalkmıştı kadın, adam da heyecanlanıp aynı hareketi
tekrarlamıştı. Kadının kendisini hatırladığını düşünmüştü sanırım, mutluluğu
yüzünden okunuyordu. Kadın yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle adamın eline
bir kağıt parçası sıkıştırmıştı, adam ne olduğunu anlayamadan da çıkmıştı
metrodan. Kağıda bakınca kadının telefon numarasını görmüştü adam. Yüzünde
oluşan belirsiz ifadeyle karşıya bakmıştı, önce trenin sonra duvarın
arkasındakileri görüyormuş gibi. Filmin son sahnesiydi, huzur verici bir
Country girmişti sonra da adam kadrajdan çıkarken. Serdar da Özge’ye öyle
bakardı, göz bebeklerinde cenneti arıyor gibi. Cebindeki titreşim onu bu
düşüncelerden çıkardı, merdivenler de henüz bitmişti. Bildirim ışığının
renginden mesaj geldiğini anladı, Özge’den geldiği düşüncesi içinin ılık bir
sevinçle kaplanmasına yetti. Seda’dan geldiğini fark edince şaşırdı biraz. Seda
ile lise birinci sınıfı beraber okumuşlardı, sonra ailesi Ankara’ya taşındığı
için okuldan ayrılmıştı. Gülümseyişini hala hatırlıyordu Serdar, gözlerinin
rengi çok güzeldi ve gülümsemesiyle tam bir uyum içindeydi. Her gördüğünde
sevinç sesleri çıkarır ve sarılırdı Serdar’a. Seda’ya duyduğu sevgi aşka
dönüşmeye başlamışken babasının tayini yüzünden bıçakla kesilmiş gibi bitmişti
tüm ilişkileri. Sonrasında birkaç kez konuşmuş olsalar da Sedayı görememek
ondan soğumasına yetmişti Serdar’ın. Mesajda Eskişehir’e geldiğini ve onu çok
özlediğini ve görüşmek istediğini söylüyordu, sonuna da bir sürü gülücük
eklemişti. İçi kıpır kıpır oldu, onu çok özlediğini ve hemen
görüşebileceklerini yazdı ve sonuna iki tane öpücük kondurdu. Özge’yle yazışmasına
gözü kaydı. Son mesaj ondandı, yanakları kızarmış gözleri kapalı öpücük. Neden
bu kadar büyütmüştü ki o öpücüğü, internetten sınav sonuçlarına bakmasını
istemişti o da bakmıştı. Alt tarafı bir teşekkür öpücüğüydü işte, çıkar
kokuyordu hatta biraz da. İğreti durduğunu hissedip sildi konuşmayı, bazen çok
dengesiz olabiliyordu. Telefonu cebine koyarken Seda’yı düşündü,
buluştuklarında filmdeki adamın kadının gözlerine baktığı gibi bakacaktı
gözlerine, göz bebeklerinde cenneti arıyor gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder